Taslar ve Göller, aidiyet, kimlik ve farklilik üzerine kurulmus alegorik bir hikâye.
Bazi çocuklar bir gölden ayrilirken elleri bos görünür. Ama gögüslerinin altinda kimsenin görmedigi bir tas tasirlar. Leyra da öyledir. Bir gölün suyunu baska bir göle tasimaya çalisir: Eski yerini inkâr etmeden yeni yerde kendine yer açmayi, "uyum" ile "kendin kalmak" arasindaki ince çizgide yürümeyi ögrenir.
Leyra üç gölün arasinda büyür. Bir yerde "fazla" hisseder, bir yerde "zorunlu misafir" sayilir, bir yerde ise ilk kez "tam olmasi gerektigi gibi" durabildigini fark eder. Gittigi her yerde ondan ayni sey beklenir: parlasin, karismasin, sesi az çiksin. Çünkü farklilik çogu yerde uzaktan sevilir, yakindan zor gelir.
Leyra'nin tasi parlak degildir. Yuvarlak degildir. Kolay anlatilir bir seye benzemez. Ama tam da bu yüzden ona aittir. Tas; hatirayi, kaybi, utanci, özlemi ve "iki kiyi arasinda kalmis" olmanin sessiz agirligini tasir. Bu hikâyede tas atilmaz, saklanmaz. Anlamini bulur.
Bu kitap, adi yanlis yazilanlarin, "simdilik" denilenlerin, yerini arayanlarin hikâyesi. Bu hikayedeki metaforlar sadece edebî bir seçim degil; her biri çocugun bilinçdisinda bir temsili vardir. Çocuk okur Leyra'nin hikâyesinde kendi duygusuna usulca yaklasir. Yetiskin okur ayni sahnelerde kendi yolculuguna bir kusun hikayesi üzerinden taniklik eder.
Bu kitabi; farkli oldugu için sessizlesenlere, adini ve yerini savunmak zorunda kalanlara, "simdilik" denilerek bekletilenlere yazdim. Dilini çocuklar için sade tuttum; yetiskinler için anlamini metaforlarla derinlestirdim.
Taslar ve Göller, parlamak zorunda olmadigimizi hatirlatir. Bazen sadece yerimizi korumak ve sakince "ben buyum" diyebilmek yeterlidir.
Bazi kitaplar bilgi verir. Bu kitap, bir çocugun yanina oturur. Gölü birlikte seyreder. Tas susana kadar bekler.